Subscribe Harvard Business Review Now !!!!
Cengiz Eren N L P

Tanım

NLP Kişisel Değişim Modeli, Stratejiler, Kararlar, kullanılan dil ve sonuçları



Blog Bağlantılarım

» Ana Sayfa
» Profilim
» Arşiv
» Arkadaşlarım

Faydalı Linkler

» NLP Sitesi
» NLP Blogu
» Erenlp Blog
» Tenissever Blog
» NLP Sitesindeki Yazilar
» Hero Kahraman Filmi
» ÖSS Sinavi
» Koyunlar Atladi veya Sürü
» Kişisel Gelişim Kitapları
» Kişisel Gelişim Müteahhitliği
» Kişisel Özgürlüklerin Sonu
» Öğrenilmiş Çaresizlik
» NLP Bilgileri

Önemli Kişiler

» Mustafa Kemal
» Sakip Sabanciı
» İclal Aydın
» Fatih Terim
» Recep Yazıcıoglu
» Mehmet Kuşman
» Ercan Arıklı
» Acar Baltaş
» Üstün Dökmen
» Şener Şen
» Wyatt Woodsmall
» Yaşar Erdinç
» Nazım Hikmet
» Muhittin Sirer
» Kerem Çalışkan
» Nilüfer Kas
» Ayşegül Aldinç
» Ayşe Arman

Secret Çekim Yasası ve NLP

Secret ve Çekim Yasası hakkında yazılan yazıyı aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. Yorumlarınız da sitede yayınlanacaktır.
   

"Secret" , Çekim Yasası ve NLP
Cengiz Eren NLP - Perşembe, 12 Temmuz 2007

Tarih: 10:47, 12/7/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Dış Önermeler ve Sonuçları

Dış Önermeler ve sonuçları
Cengiz Eren NLP - Perşembe, 12 Temmuz 2007
    

Tarih: 10:33, 12/7/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Doğan Cüceloğlu Ölümle Değişim Hıncal Uluç ve Yorumlar

Ölümü düşünmeden yaşamak güzel de..

Ünlü anekdottur..
- Yaşamınızın son saati olduğunu bilseniz, kimi arardınız?..
- ??????
- Peki ne duruyorsunuz o zaman?..
Zeynep Saçkırk'ın yolladığı satırları okurken aklıma geldi birden.. Zeynep kendi notlarını mı yollamış, internetten mi derlemiş, ya da Cüceloğlu'nun kitaplarından da nakletmiş, bilmiyorum.. Ama önemli..
Ölümle çok iç içe yaşadığım bu günlerde, yaşamı nasıl durmadan, nasıl anlamsızca ertelediğimizi bir daha düşündüm.. Sonra dedim ki..
"Bu Cüceloğlu'nu mümkün olduğu kadar fazla insan okumalı.. İşin bana düşen kısmı, bana gönderilen notu, size nakletmek..

 

Hıncal Uluç'un yazısı böyle başlıyordu. Bir pazar sabahı bir gazete köşesinde bu yazıyı görmek gerçekten üzücü. Zira pazar günleri sabahı insanlar için keyif aldıkları bir zaman. Uzun kahvaltı, yavaş dokunuşlar ve sohbet, televizyonda br kovboy filmi seyretmek ve Hıncal Uluç'un yazısı. Yazının devamında ise Doğan Cüceloğlu'nun bir seminerde anlattıkları. Bunları okuduğunuzda ayarınızın ve keyfinizin bozulması sonucunu ortaya çıkarabilir, pazar günü sabahı.

Doğan Cüceloğlu'nu tanıyoruz. Kişisel gelişimin Türkiye'deki öncülerinden biri. Aşağıda anlattıkları ise artık Kişisel Gelişiminden vazgeçip bir tarikat şeyhinin söylediklerine yakın şeyler söylemeye başlaması artık yaşlandığını ve ölümü düşünmeye başladığını gösteriyor. Daha öncesinde tavır koymak ve hayır demek konusunda hiçbir şey söyleyemeyen Doğan Cüceloğlu şimdi ise kişilere ölümü düşündürterek bilgi aktardığı kişilerin daha kolay yönetilmesini da sağlamaya çalışıyor. Bu anlamda kendisine Yaşam koçu yerine Öbür Dünya koçu diyebiliriz.

Peki, Hıncal Uluç bu yazıyı neden köşesine almıştır. Bunu almasının nedeni kendisinin de ölümü düşünmeye başlaması olabilir ya da insanlara ölümü düşündürterek tavır koymalarını engellemeye çalışması olabilir. Ancak kendisi için şanssızlık olduğunu söyleyebiliriz.

Doğan Cüceloğlu'nun konuşmasını aşağıdaki şekilde vermiş Hıncal Uluç. Yazının altına da bir yorum eklememiş.

 

Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla bir konuşmasından:
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?
Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.
Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?
Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm.
Cüceloğlu:
Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır...
Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır
Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir katılımcı: Var.
Cüceloğlu: Yarın?
Bir katılımcı: Evet.
Cüceloğlu: 30 yıl sonra?
Bir katılımcı: Olabilir.
Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
Bir katılımcı: Yoktur Hocam.
Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.
Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?
Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.
Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir "Seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?
Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.
Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

 

Bu yazılanları okuduğunuzda kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Herhalde katılımcılarla aynı duyguları yaşayıp kendinizi rahatsız hissetmenizin normal olduğunu söylenebilir. Ancak anlatılanların ortaya çıkaracağı sonuç Doğan Cüceloğlu'nun anlattıklarından çok uzak noktalara ulaşacaktır. Böylece kişiler kendilerini kötü hissedecekler, evde bıraktıklarının her an öleceklerini düşünecekler, tavır koymaları veya hayır demeleri gereken yerde "ölebilir" diye düşünerek tepki göstermekten vazgeçeceklerdir. Dahası her an ölebilirim diye düşünmeye başlayıp büyük ölçüde pasifleşmeye başlayıp bir müddet sonra ölüm korkusu duymaktan ötürü hiçbir şey yapamaz hale gelecekledir.

Bunun adına kötünün kötü ile tedavi edilmeye çalışılması diyebiliriz. Kötünün kötü ile tedavisi olmaz, olursa bile sonuç daha kötü olacaktır, normal olarak. Kanser hastalığını yaşayan birine daha kötü bir hastalığı örnek vererek onu rahatlatmaya çalışmanın hiçbir yararı olmadığı gibi onun söylenen hastalığı da düşünmeye başlaması sağlanacak ve o hastalığın da kendisinde çıkma ihtimali ortaya çıkacaktır.

 

Bütün bunlar Doğan Cüceloğlu'ndaki gelişim sürecin sona erdiğini anlatmaktadır. Bu noktadan itibaren ne kendisine ve nede başkalarına katkıda bulunması zor hale gelecektir. Bir seminerinden sonra sorulan bir soruya vermesi gereken cevap yerine anlattığı hikaya dikkate değer.

 

Doğan Cüceloğlu'na seminer sonrasında bir kişi şu soruyu sorar. "Doğan Bey, neden 6 ay Türkiye'de 6 ay Amerika'da yaşıyorsunuz? Türkiye'de neden sürekli yaşamıyorsunuz?" Doğan Cüceloğlu "ben cevap yerine size bir hikaye anlatayım" der ve anlatmaya başlar.

 

Köyde yaşayan uyuz bir köpeğe hiç kimse bakmaz ve köpeğin de uyuzu giderek artarmış. Köpeğe hiç kimse de dikkat etmezmiş. Bir gün bu köye bir Amerika'lı aile gelir, yerleşir. Yerleştikten sonra uyuz köpeği görürler ve bakmaya başlarlar. Günler geçtikçe köpeğin uyuzları kaybolur, tüyleri parlar, normal kilosuna kavuşur. Köpek güzelleşmektedir ve köylüler de köpeğin ne kadar güzel bir köpek olduğunu anlarlar.

Amerika'lı aile köyden ayrılacaklardır ve köpeği de birlikte götürmek isterler. Fakat köylüler güzelleşen köpeğin götürülmesine izin vermezler. Amerikalı aile köyü terkeder ve köpek kalır. Bir kaç ay sonra köpek zayıf, uyuz ve yaralı haline geri döner. Doğan Cüceloğlu kendisini dinleyen bir kaç kişiye bakar ve "İşte ben bu yüzden Türkiye'de sürekli yaşamak istemiyorum" der.

 

Kendisi için böyle bir metaforik hikaye anlatabilen bir kişisel gelişimcinin Türkiye'de sürekli yaşamaya başladıktan sonra yukarıdaki ölümlü cümleleri dinleyenlerine söylemesi çok da anormal değil. Daha fazla da bir yorum yapmanın gereksiz olduğunu düşinüyorum.


Tarih: 20:17, 26/3/2007 Kategori: NLP_yorumlari
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Fenerbahçe Alkmaar'a Az geldi.

Fenerbahçe AZ Alkmaar maçını seyrederken neler düşündüm neler. Başlangıçta 2-0 öne geçen Fenerbahçe iyi de oynuyordu. Ama geçmişte Letonya veya Litvamya maçında Avrupa kupasına katılma maçı da oynarken 2-0 öne geçmiştik. Sonra da maç 2-2 bilmiş ve Avrupa kupasından elenmiştik. Aynı sonuç olmaz diye düşünürken 4 dakika içinde yenen iki gol durumu 2-2 yapmış ve Fenerbahçe'de Milli Takımın akibetine uğramış ve kupadan elenmişti.

İsviçre Maçını oynayan Milli Takı'da 3-1 öne geçmiş futbolcular "tur atlıyor ve dünya kupasına gidiyoru<" diye düşünürken yedikleri bir gol bizim hayallerimiz suya düşürmüş ve ceza aldığımız maçta dünya kupasına gidememiştik. Sonuçlar benzer olması şaşırtıcı değil. Bu konuda http://www.erenlp.com siteside Motivasyon mu Mortivasyon mu? yazısını da yazmıştım.

 

Birkaç yıl önce hem Fenerbahçe ve hem de Beşiktaş takımı için futbolcuların zihinsel süreçlerini doğru modelde organize edebilmesi için bilgi aktarmak istemiş ve yöneticilerle görüşmüştüm. Verilecek bilgileri anlatmış ve onların işine nasıl yarayabileceğini de göstermiştim. Verdikleri cevap oldukça ilginç ve düşündürücü idi. "Verdiğiniz bilgiler işe yarayabilir ama bizim futbolcular vereceğiniz bilgileri anlayacak düzeyde değiller ki" . Bunu da daha sert biçimde söylemişlerdi. Zira yöneticiler futbolcuların gelişmelerini istemiyorlar. Futbolcular değişiirse kendileri de değişmek zorunda kalacak, değişemedikleri zaman yönetimden ayrılmaları zorunluluk haline gelecektir. Bu yüzden başka birçok içerikte olduğu gibi değişime direnç bu içerikte de devam etmektedir.

Avrupa kupalarında Fenerbahçe'nin aldığı sonuç ile birlikte takımımız kalmadı. Artık gelecek yılı beklemek zorundayız. Bundan ortaya çıkacak önemli bir ekonomik kayıp olacaktır dikkat edildiğinde. Her yeni tur hem kulübe hem de ülke ekonomisine önemli getiriler sağlamakta. Futbol artık gir gösteri işi ise yöneticilerin bu isi kıvıramadıklarını söyleyebiliriz.

Futbolcuları yönetilecek kuklalar olarak gören yöneticiler ve teknik direktörlere aslında futbolcuların verdikleri cevaptır bu turun kaybedilmesi. Bu Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Milli Takım içinde söyleyebiliriz. Fenerbahçe'li oyuncular bu maçı farkında olmadan ama bilerek kaybetmişlerdir. Teknik direktörlerin galip olunduğu halde takıma kızmaları, yaptıkları el ve vücut hareketleri sonucu etkilemiştir ve etkilemeye devam edecektir.

 

Üçbüyüklerin başında yer alan yabancı teknik direktörlerin zihinsel süreçte ortaya çıkardığı sonuç farklıdır. Türkiye'nin en büyük üç takımını yabancılara emanet ettiğinizde topluma "biz kendimizi yönetemeyiz" mesajı verilecektir. Futbol içeriğinde elde edilen bu sonuç, farkında olmadan diğer içeriklere de taşınacak, ekonomi, sosyal hayat, kişisel gelişim konuları da hiçbir yarar sağlamamalarına rağmen bizim hayatımızı yönetmeye devam edecektir.

 

Türk insanını tanıyabilmek için futbolun, magazin programlarının ve yarışma programlarındaki jürilerin takip edilmesi gerekmektedir. Futbol içeriğinde oyuncular ve yorumcular da yakından takip edilmelidir.

 

Fenerbahçe takımındaki oyuncular yenilmek istediği için yenilmiştir. Farkında olmadan ama bilerek gerçekleşen bu sonuç oynanan staddaki ses seviyesinin Fenerbahçe stadındaki ses seviyesinden düşün olması ile de bağlantılıdır. Futbolcular düşük ses seviyesinden etkilenmişler ve ikinci yarıda oyunun bitmiş olduğunu düşümeye başlamışlardır. Alex'in attığı gol ise AZ Alkmaar'a değil Fenerbahçe'li yöneticilere kızgınlıkla atılmıştır. Golden sonra sevinemesi ise bunun bir göstergesidir. Tümer ise gollerini kendisi uzun zaman takımda oynatmayan Zico'ya atmaktadır, rakip takıma değil. Bu bakış açısı ile Fenerbahçe'li futbolcular"Biz turu atlayabilirdik ama siz yöneticilerimizi mutlu etmek istemiyoruz" mesajını kupadan elenerek vermişlerdir.

 

Son yorum ise Türk Futbol'unun lütfen (http://www.erenlp.com/futbollutfen.htm) reklamı ile başlayan düşüş süreci devam etmektedir ve edecek görünmektedir. Fanatik taraftarlar dışında futbol ratinginin düşmesi nedenlerini, yöneticiler, teknik direktörler ve futbolcular kendilerinde aramalıdır.


Tarih: 14:45, 23/2/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Söylemler ve Sonuçlar

Kişisel Gelişim dergisi  “2007’de Kişisel Gelişim” başlığı ile bir röportaj yayınladı. “Kişisel Gelişim Dergisi sordu, Uzmanlar yanıtladı” diye devam ediyordu yazı.. Konu kişisel gelişim ile ilgili olarak başlamasına rağmen konu dönmüş dolaşmış NLP’ye gelmiş, ve bu konu hakkındaki tartışmaların nedenleri açıklanmaya çalışılıyor görünüyor. Ancak röportajı hazırlayanlar ve cevap verenler kişisel gelişim konusunun kendisi veya başka konularla hiç ilgili olmadıkları anlaşılıyor. Reiki, Feng shui, Yoga, ruhsal gelişim veya başka konular bu röportajın gündeminde yok. Böylece Kişisel Gelişimdeki en önemli konunun NLP olduğunu anlıyoruz ve Kişisel Gelişim dergisinin ve röportajdaki kişilerin NLP’den çok hoşlanmadıklarını da söyleyebiliriz.

 

Kişisel Gelişim dergisini yayınlayan Hayat Yayınları yıllar önce kurduğu Hayat Academy ile NLP eğitimleri vermeye çalışmış ancak bunda başarılı olamamışlardı. Bu açıdan Kişisel Gelişim dergisinin bu tavrı anlaşılabilir.  Hayat Yayınlarının Zaman Gazetesinin görüşlerine yakın kişiler tarafından kurulduğunu ve yönetildiğini söyleyebilmek mümkün.

 

Tarikatlar da NLP’yi keşfetti haberinde ifade edilen “Nur’o Linguistic Programming” cümleleri NLP’ye karşı konan bu tavır arasında önemli bir bağlantı da olsa gerek.

 

Bu  röportajda uzmanların söyledikleri ise önemli cümlelerin ise dikkatle incelenmesi gerekiyor. Hem kendileri ve hem de neler düşündükleri hakkında önemli ipuçları da veriyor bize, dikkatli olarak incelendiğinde.

 

Acar Baltaş’ın röportajda söylediği en önemli cümle şu.

 “ Baltaş’ın 3 yıldır öncülüğünü yaptığı “zayıflıkları ve eksiklikleri gidermek yerine güçlü yönlere odaklanmaya” dayalı anlayış yaygınlaşacak”.

 

Eksiklikleri gidermek yerine güçlü yönlere odaklanmak stratejisinin gelişimle hiçbir alakası olmadığını öncelikle söyleyebilmek mümkün.  Örneğin bir kişinin hitabeti güçlü ve bilgisi eksikse hitabetini geliştirerek bilgi eksiklerini tamamlamaya çalışmaması normal karşılanabilir, bu cümle sebebi ile. Bu mesaj değişim ve gelişimi değil olduğu gibi kalmayı ifade ediyor bu açıdan. Zaten güçlü tarafınızı yok ise “sizin için de yapılacak bir şey yok” alt mesajı da okunabilir.

 

Acar Baltaş’ın hem mentörlüğünü 4 Yıl yaptığı Galatasaray’ın ve Fatih Terim dönemindeki Milli Takımın neden başarısız olduğunu yukarıdaki strateji kolaylıkla anlamamızı sağlamaktadır.

 

Milli takım için böyle olan bir sonuç elde edilmişse, sözel ve yazılı bilgi aktarımlarında da başarı sağlanması zor görünmektedir.  Üretim hattınız güçlü, satış hattınız zayıfsa, üretime odaklanın satış yapmasanız da olur sonucu çıkarılabilir ki bu o işletmenin stoklarını arttırarak sonunu hazırlayacaktır. Acar Baltaş bunu anlatmak istemiyor olabilir ama Türkçe kullanımından dolayı ortaya çıkan sonuçlar, “Yenilmekten korkmuyoruz ama nefret ediyoruz”, “Korkaklar hergün, cesurlar bir kere ölür” sloganlarının sonuçlarından farklı olmayacaktır.  

 

Adil Maviş  ise “Bir de her insanın kendisi geliştirmesi gereken konular vardır ki, bunlar da her zaman iletişim, duygusal ve ruhsal gelişim motivasyon konuları olacaktır.” Cümlenin içine ruhsal gelişim kelimelerinin sızmış olması, Kişisel gelişim Dergisinde de danışmanlık yapan kişinin dergi ile aynı görüşte olduğunu gösteriyor. Yakın bir zamana kadar kendisini NLP uzmanı olarak tanıtan kişinin “NLP out, koçluk in” demesi de artık NLP uzmanı olmaktan vazgeçtiğini gösteriyor. Kendisine artık koç denmesi gerekiyor. Milliyet Gazetesinde yazdığım yazılardan birinde tarikat şeyhlerine “Öbür Dünya Koçu” denebileceğini ifade etmiştim.

 

Yine dergiye yakın olan ve dergiye yazılar yazan Belgin Öğrek’in cümlelerinde kullandığı metafor da  dikkate değer.

 “Kişisel Gelişimcilerden kendini sürekli geliştirenler, Deniz Feneri gibi daha çok ışık vererek kaptanlara yol göstermeye devam edecekler.” 

 

Cümle açıklandığında “ben o anlamda söylemedim diyebilir ama açıklanacak anlamı fark ettiğinde Türkçe kullanımının önemini yeniden düşünmesi gerekecektir.  Cümlenin “Kişisel gelişimcilerden kendini sürekli geliştirenler Deniz Feneri gibi daha çok ışık vererek” olan bölümü için, birinci olarak şunu anlayabiliriz.

 

 Kişisel gelişimciler kendini sürekli geliştirenler ve geliştiremeyenler diye ikiye ayrılmaktadır. Kendini sürekli geliştirenler daha çok ışık vererek dendiği için geliştiremeyenler de ışık vermeye devam edecek ama verdikleri ışık diğerlerine göre yetersiz olacaktır. Böylece az ışık veren ve çok ışık veren kişisel gelişimciler olacağı görsel temsil sistemleri kullanılarak aktarılmaktadır.  

 

Deniz Feneri metaforu ise yukarıda incelenen kısım kadar önemli. Zira Deniz Fenerlerinin en önemli özelliği yer değiştiremez olmaları ve aydınlık olduğunda hiçbir işe yaramamalarıdır. Belgin Öğrek’in zihninde kişisel gelişimci ve Deniz Feneri bağlantısının kurulması en başta kendisinin yer değiştiremeyeceğini gösterirken, oturduğu veya çalıştığı yer civarından bir veya birkaç deniz feneri görerek etkilendiği de söylenebilir. Ancak daha da büyük bir olasılıkla deniz feneri ışığı karanlıkta görülebileceği için evinden deniz fenerinin görülmesi normal sayılmalıdır. Bu anlamda karanlık olmadığında, yani kişiler herhangi bir sorun yaşamadığında bu cümleleri söyleyen kişinin yapacağı çok fazla şey olmayacaktır.

 

Deniz Feneri ve Kaptan bağlantısı ise bir başka sonucu ortaya çıkarmaktadır. Sadece denizde yol alan teknelerin kaptanlarına yol göstermek isteyen Belgin Ögrek, bu cümlelerle armatörlere eğitim verebileceğini de farkında olmadan ifade etmektedir. Kaptana yardım edildi mi çalışanların hiçbir sorunun kalmayacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda “siz benden isterseniz size seminer verebilirim, bu yüzden benim ışığımı karanlıkta görebilir olmanız gerekir, sorun yaşıyorsanız bana gelin” ifadesi ile kendisinin fark edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Karada olan insanlara ise bu modelle hiçbir yardımda bulunabilmesi kolay değildir. Burada da bilmenin yetmediğini Türkçe doğru modelde kullanılmadığı zaman ne sonuçlara yol açabileceğini kolaylıkla görmekteyiz. Keşke deniz feneri yerine el feneri olmak isteseydi.

 

Yine aynı dergide yazılar yazan  İsmet Barutçugil’in  “ 2007’de NLP yine ilgi çekecek ancak daha nitelikli bir düzeyde olması beklenecektir” cümleleri ile yaptığı yorum en sade ve açık olanıdır. Bu söylemin doğru olduğunu kabul etmek gerekir. Zira piyasada NLP uzmanı olduğunu söyleyip NLP’yi bilmeyen çok sayıda sertifika sahibi olan çok sayıda kişi vardır. Ancak bu kişilere de tavsiyem NLP’den önce Türkçe dilini gramatik, pragmatik, semantik açılardan ve ortaya çıkardığı süreçleri de inceleyerek öğrenmeleridir.

 

NLP  konusunun kişisel gelişimciler tarafından bu kadar önemsenmesi boşuna değil. Zira bu kişiler bu güne kadar anlattıkları bilgilerin hiçbir işe yaramadığını, NLP’nin ise Türkçe’yi doğru modelde kullanarak bilgi aktarıldığında ve NLP Teknikleri kullanıldığında çok hızlı sonuç alınabildiğini artık bildiklerini göstermektedir. Ancak kendileri farkında olmadan değişime direnç gösterdikleri için NLP’ye karşı tavır almaları açıklanabilir.

 

Zira NLP’yi bilsinler ya da bilmesinler, değişime karşı gösterilen direnç aşılması gereken en önemli engeldir. Bu yüzden kişisel gelişimcilerin kendilerini değiştirebilmeleri bilgi aktardıkları kişiler için de çok önemlidir. Ancak başarıdan hemen sonra gelen başarısızlıklar farkında olmadan kişinin kaynaklarını kullanmayı engellemekte ve hayata karşı tavır koymak yerine başka şeylere tavır koymaya başlamaktadırlar. Bu yazının yazılması ise bugüne kadar olduğu gibi, bugünden sonra da olacak olan “kelime ve cümlelerin” ne kadar  önemli olduğunu göstermeye çalışmaktan ibarettir. Hele bu bilgiler kamuya aktarılıyorsa ortaya çıkacak sorunların her seviyede fazlalaşması İsviçre Türkiye Milli maçının sonunda yaşananlara benzer bir durum ortaya çıkartması kaçınılmazdır.


Tarih: 16:27, 20/2/2007
Yorum (1) | Yorum yaz | Bağlantı

<- Son Sayfa | Sonraki Sayfa ->